Çocukken eve ilk kez bir ekmek kızartma makinesi alındığını hatırlıyorum. Babam makineyi prize taktı, ekmekleri dilimledi ve makineye özenle yerleştirdi. Makinenin yanındaki kolu yayı gerecek şekilde hafifçe bastırdı. Ekmekler makinenin içine girmedi. Yerinde durdu. Babam eli ile ekmekleri makineye tıktı. Bir süre sonra kızarmış ekmek kokusu almaya başladık. Çok az sonra bir şeyler yanıyormuş gibi koktu ve makine, gerdiğimiz yayı kullanarak hem sağdaki kolu hem de ekmekleri yukarı itmek istedi ama ne yazık ki başarılı olamadı. Makine kolu birkaç santim yukarı çıktı ve ısı vermeyi kesti. Babam önce parmağı sonra da çatal ile ekmekleri dürterek yerinden çıkarmaya çalıştı. Yanık ekmekleri biraz ezerek, biraz da parçalayarak çıkarmayı başardı.
Bize dönerek, "Ekmekleri daha ince kesmemiz lazım." tespitinde bulundu.
Bir sonraki denemede ekmekleri ince kesti. Beyaz undan yapılmış somun ekmek ince dilimlerle kesilince makineye sığdı ama bu defa şekilsiz yüzeyine tereyağı sürmek pek mümkün olmadı. Ödemiş (İzmir'in ilçesi, memleketim) henüz ekmek kızartma makinesi ile tanışmaya hazır değildi. Birkaç deneme sonrası ekmek kızartma makinesi önce mutfak tezgahının köşesine gönderildi, sonra da mutfak dolaplarından birisine kaldırıldı. Televizyonlarda gördüğümüz Avrupalıların, Amerikalıların kahvaltıları bize bir beden büyük geldi.
Peki neden? Neden heyecanla satın aldığımız ekmek kızartma makinesi bizim için bir hayal kırıklığına dönüştü? Cevabı bu yazıdaki pazarlama dersi. 😄
Bu yazı sadece üyelere özel!
Üyelere özel tüm yazılara ve bu yazıya ulaşmak için şimdi abone olun ve hesabınızı yükseltin.